23 Şubat 2009 Pazartesi

Edebiyat çevirmenliği ve bir kitabın basım süreci


Esasen aklımda blog yazmak falan yoktu ama ülkemizde çok fazla bilgi sahibi olunmayan ve olanların da göz ardı etmeye meyilli oldukları kitap çevirisi ve bu çevirileri yapan çevirmenlerin durumlarını ele alan yazılar yazmak, küçük de olsa bir kitlenin konuyla ilgili gözünü açmaya yardımcı olabilir diye düşündüm.

Kaç kişi bir kitapçıda gezerken eline aldığı bir çeviri kitabın çevirmenine de bakma gereği duyuyor? Daha da önemlisi, kaç kişi okuduğu kitabın aslında yazarın bire bir kelimelerini içermediğini, o kelimelerin çevirmenin seçmeyi tercih ettiği kelimeler olduğunu düşünüyor? Bu noktada çevirmenin görevi, mümkün olduğunca yazarın üslubunu koruyarak metni kaynak dilden erek dile taşımaktır. Kendisine teslim edilen bu bayrağı okuyucuya taşırken, o ifadelerin hedef dildeki karşılıklarını dilin özgün yapısına en uygun biçimde bulmaya çalışmalıdır. Aksi takdirde bire bir sözlük anlamlarını yazarak çeviri yaptığı varsayılan çeviri programlarından bir farkı kalmaz. Bu fark en çok da edebiyat çevirmenliğinde baskındır. Tıp ya da mühendislik gibi ağılıklı olarak teknik içeriğe sahip çevirilerde herhangi bir mecaz, kelime oyunu ya da ima olmadığından direkt anlatım ağırlıklıdır. Teknik çevirilerde terminoloji bilgisi esastır. Buna karşın, bir roman çevirisinde, yazarın üslubunu koruma görevinden tutun da, söz sanatlarının erek dildeki güncel karşılıklarını bulmaya, metnin akıcılığını sürdürmeye, yazım ve imla kurallarını doğru şekliyle okuyucuya sunmaya kadar birçok görevi bulunur edebiyat çevirmeninin. Tüm bu görevleri layıkıyla yerine getirmek için de geçmişte bolca mürekkep yalamış olması gerekmektedir. (Bu nedenle de her dil bilen çeviri yapamaz.) Yaptığı ince iş nedeniyle de, çevirmenliğe bir kez başladıktan sonra okumalar artık eskisi gibi olmayacaktır. Her okuduğu kitabı ister istemez bir çevirmen titizliğiyle inceleyecek, bu nedenle de bir türlü sorumsuzca kitap okumanın keyfine varamayacaktır. İstese de kendisini bu gizli görevden alıkoyamaz. Okurken karşılaştığı yazım hataları istemese de gözünden kaçmayacak, cümle düşüklüklerini acımasızca kınayacaktır. Ama belki de bunu yaparken tüm suçu çevirmene atmamak gerektiğinin bilincinde olan nadir okuyuculardan olduğunun da bilincinde olacaktır; çünkü bir kitabın çeviri süreci tamamlandıktan sonra o kitabın birçok kişinin elinden geçtiğini –en azından geçmesi gerektiğini- bilir. Esasen süreç en basitinden şöyle işler. Çevirisini tamamlayıp teslim eden çevirmenin kitapla işi bitmiş sanılır çoğu zaman. Aslında öyle değildir ve olmamalıdır da. Çeviri yayınevine teslim edildikten sonra, orijinal metin ile çeviri metin düzeltmen tarafından bire bir karşılaştırılmalıdır. Sonuçta çevirmen de bir insandır ve yapılan hatalar, atlanılan cümleler, anlam kaymaları olacaktır. Düzeltmen bir avcı gibi bunların izini sürüp bulacak, hataları düzeltecektir. Düzeltilen metni daha sonra redaktör teslim alır. Onun orijinal metinle çalışmasına gerek yoktur. Redaktör Türkçe'ye çevrilmiş metni bu dile uygunluğu açısından değerlendirir. Bunu yaparken bir okuyucunun gözüyle de okuyabilmelidir. Noktalama işaretleri, gereksiz devrik cümleler, Türkçe kullanım hataları, yazım hataları redaktör tarafından düzeltilir. (Bir kitabın oluşma sürecinde yer alan yazar-anlatıcı-düzeltmen ilişkisini farklı bir açıdan Bilge Karasu "Gece" romanında da ele almıştır. Darbe döneminde yaşanan olayları, dil ve biçim arayışları içindeki bir yazarın bakış açısıyla anlatır Bilge Karasu. "Ne Kitapsız Ne Kedisiz" de ise Bilge Karasu bir yazın türü olarak 'roman'ı, yazmayı ve yazarlık çabalarını irdelemektedir. Bu konularla uğraşmayı seviyorsanız ikisini de tavsiye ederim.) Ancak, bu noktada çok ince bir çizgi vardır: redaksiyon sırasında yazarın üslubu bozulmamalıdır. Redaktörden sonra çeviri sayfa düzeni ve kapak çalışmaları için tipograf ve grafikerlerin eline geçer, daha sonrasında da matbaaya gider. Ancak birçok yayınevinde bu süre daha kısa tutulmaktadır. Çevirmenin teslim ettiği çevirinin bir düzeltmen tarafından düzeltilmesi bir yana, redaktörlerin yaptığı redaksiyonların kalitesi de tartışılmalıdır. Dil konusunda herhangi bir uzmanlığı bulunmayan, ehliyetsiz ellere kitap bir kez düşmeyegörsün, artık ne yazarın üslubundan, ne çevirmenin aylarca uğraşıp ilmik ilmik ördüğü çevirisinden eser kalır. Ucuz istihdam sağlamak için birçok yayınevinin işe aldığı ve binlerce insanın okuyacağı kitapları teslim ettiği editör ve redaktörler bir kitabı pekala bir felakete sürükleyebilirler. Ancak bu enkazın kağıt üstünde sorumlusu asla onlar değildir, çevirmendir. Çünkü kitabın üzerinde onun adı vardır. İşini özenle tamamlayıp, güvenilir ellere teslim ettiğini düşünen çevirmenin kitap basıldıktan sonra yaşadığı hayal kırıklığını tahmin bile edemezsiniz. Olması gereken, kitabın baskıdan önce değişiklikleri görmesi için çevirmene teslim edilmesidir; çünkü kanun karşısında çevirmen o kitabın erek dildeki eser sahibidir. Dolayısıyla tüm eleştiri okları kendisine yöneltilecektir. Ancak, ne yazık ki bunu yapan yayınevi çok azdır. Kitap redaktörün elinden –onun insafına göre değiştirilmiş bir biçimde- çıkar ve ceremesini çevirmen çeker. Bu sürecin artık geri dönüşü yoktur, çevirmen 2. baskıyı beklemek zorundadır. Tabii çok az çevirmenin yapılan değişiklikleri saptamak için basılan çevirisini gözden geçirdiği düşünülürse, birçoğunun bundan haberi bile olmaz. Bu işi para için yapan çevirmenlerin çoğunlukta olduğu düşünülürse (haa bu işten öyle aman aman paralar kazanıldığı da düşünülmesin, bu ayrı bir makale konusudur), birçoğunun buna hayıflanmayacağı da açıktır.

Elbette iyi bir çeviriyi enkaza çeviren redaktörler olduğu gibi, kötü bir çeviriyi de adam eden redaktörler de vardır –ki olması gereken budur. Bu noktada redaktör işinin ehli olmayan çevirmenin hatalarını örtbas eder. Ancak, yayıncılıkta redaktöre minimum iş yükü getiren çevirmen makbul olduğundan bu tarz çevirmenler pek tercih edilmez, dolayısıyla kısa zamanda kendilerine kapı gösterilir. Öyleyse neden piyasada bu kadar kötü çeviri dolaşıyor? Yayınevlerindeki kalifiye redaktör kıtlığından olmasın sakın!

Her çeviride hatalar olur, zaten o nedenle redaktörler vardır. Hatayı minimize etmek esastır. Çevirmenle redaktör kitabın basıma hazırlanma sürecinde birlikte çalışmalıdır. Yapılan önemli değişiklikler çevirmene danışılmalıdır. Çevirmen de redaktöre mümkün olduğunca özenli, temiz çeviri teslim etmelidir. Bir kitabın çevirisi 3-5 ay sürerken, aynı kitabın redaksiyonu 1 haftayı geçmemelidir. Aksi taktirde o işlem redaksiyondan çıkar, tekrar çevirme sürecine girer.

Keyifli okumalar dilerim.

4 yorum:

serpil dedi ki...

Merhaba,
Tesadüfen buldum sizi ve çok sevindim. Yorum gönderme aşamasında başarılı olamadım, kelime onaylamadan sonra silindi bütün yorumlar.
Şimdi bir deneme daha yapmaya çalışıyorum.
Sevgilerimle.

spell dedi ki...

Teşekkür ederim :)
İş yoğunluğumdan ötürü pek sık yazamıyorum ama daha sık yazmaya gayret edeceğim.
Sevgiler.

beyazmavi dedi ki...

Demişsiniz ki :
"Tabii çok az çevirmenin yapılan değişiklikleri saptamak için basılan çevirisini gözden geçirdiği düşünülürse, birçoğunun bundan haberi bile olmaz."

Değişiklikleri saptamak "Word" programı ile çok kolay, iki dosyayı birebir karşılaştırıyor.

Sorum şu:Yapılan değişiklikler, teslim edilen dosyada bilgisayar üzerinde yapılmıyor mu?

Kitabı okuduktan sonra çevirmenin ismine bakmak kitabı alırken bakmaktan daha iyi olur.

spell dedi ki...

Merhaba,
Dosyayı alabilirseniz karşılaştırmak kolay elbette :) Benim orada kastettiğim, yayınevlerinin redakte edilmiş çeviri metnini çevirmenle paylaşmak istememeleri ve bunu kendi içlerinde halledip, son haline karar verdikleri şekilde baskıya vermeye meyilli oluşları.

Değişiklikler bildiğim kadarıyla hard copy üzerinde yapılıyor (en azından ben birkaç yayınevinde öyle görmüştüm). Yine de bu yayınevine ve editörün tercih ettiği çalışma biçimine göre değişir.

Yorum Gönder